(Crisis) Ekonomideki krizler ekonomik büyüklüklerin eşitsiz, denetimsiz ve dengesiz değişimi ile ortaya çıkar. Bir alandaki sorun diğer alanlardaki dengeyi bozar ve büyüme oranları yılın iki bazen de üç çeyreği süresince sıfıra yakın düzeylere hatta negatif değerlere geriler. Durgunluk veya resesyon diye adlandırılan bu dönemde işbaşındaki hükümetlerin önlemlerin niteliğini, dozunu ve zamanlamasını iyi ayarladığında ekonomi bir süre sonra canlanır. Ancak önlemler geciktiğinde, parçalı olduğunda ve düşük dozda kaldığında resesyon süresi uzar ve kriz başlar. “Depresyon” denen bu ekonomik çöküntü döneminde halk kitleleri gelecek konusunda endişelenirken, iş insanları yatırımları erteleme eğilimine girer. Ekonomideki kriz giderek sosyal ve siyasi hayatı da etkisi altına alır. Bazı ekonomik krizlerin ardından iktidar değişiklikleri gelebilir.
Ekonomik sorunlar önce tek bir alanda örneğin borçlanma konusunda kendini gösterir. İşbaşındaki hükümet bütçe açıklarını kapamak için aşırı ölçüde iç borçlanmaya başvurmuşsa gereken önlemler alındığında sorun çözülebilir. Ancak devlet borçlanmanın hızını kesmeden para piyasasına girdiğinde hem faiz oranları yükselir hem de özel sektörün borçlanabileceği kaynaklar azalır. Yüksek faiz ve daha az tutardaki kredi yatırımları azaltır. Yatırımlar azalınca büyüme hızı düşer, işsizlik artar. Kısır döngü kırılamayınca ekonomideki daralmayı canlanmaya döndürmek zorlaşır. Borç krizlerinin çözümü, bütçede faiz dışı fazla vererek borcun anaparasını ve ardından faiz ödemelerini azaltmaktır. Çoğunlukla dış ticaret ve cari işlemler açıklarından kaynaklanan dış borç krizinin üstesinden gelmek daha zordur. Çünkü ekonominin yapısından kaynaklanan cari işlemler açığını kısa ve orta vadede azaltmak kolay değildir. Dış borç krizleri tüm ülkenin sıkıntıya girmesine neden olur ve çok zaman alacaklılarla masaya oturulup borcun bir bölümünün ertelenmesi veya borcun azaltılması için anlaşma yolları aranır. En acil önlem gerektiren krizler bankacılık krizleridir. Bankacılık sistemine duyulan güven zayıfladığında tasarruf sahipleri paralarını çekmek isteyebilir. Merkez bankaları kısa sürede önlem aldığında bu tür krizleri önleyebilir.
Ekonominin temel sorunları çözülemediğinde fiyatlar genel düzeyi de yükselme eğilimine girebilir. Gerekli önlemler alınmadığında hiperenflasyon tehlikesi nedeniyle ekonomide kontrolün tümden elden çıkması tehlikesi vardır. Yıllık enflasyon oranının çok uzun süre yüksek düzeylerde örneğin yüzde 20 ile yüzde 70 arasında kaldığı durumlarda ise toplumsal doku zayıflar ve iş ahlakında erozyon başlar. Bazı dönemlerde dünyanın bir ülkesinde başlayan kriz bir “salgın kriz”e dönüşerek diğer ülkelere yayılır.
Türkiye’de ekonomik krizler: Türkiye ekonomisi 1929-1932 döneminde Dünya Ekonomik Krizi nedeniyle sorun yaşamış 1932’de ekonomi yüzde 10.7 oranında daralmıştır.
1954-1958 Krizinde büyüme oranları önceki beş yıla göre düşmüş ve enflasyon oranları yükselmiştir. Ödemeler ve cari işlemler dengesi kaynaklı bu kriz 1958’de uygulanan istikrar paketi ile sona erdirilmiştir.
1969-1971 döneminde enflasyonun kıpırdanması ve büyümenin yavaşlaması ekonomik dengeleri bozmuş, ancak büyük bir kriz yaşanmamıştır. 12 Mart 1971 Muhtırası’nın öncesinde ve sonrasında yaşanan siyasi kriz ekonomiyi olumsuz etkilemiştir.
1977-1980 Krizi’nin temel nedeni de 1954-1958’de olduğu gibi dış ticaret ve cari işlemler açığı nedeniyle ortaya çıkmıştır. Siyasi, sosyal ve can güvenliği krizlerinin de etkisiyle ekonomik kriz uzun sürmüş, kriz süresinde uygulanan üç istikrar paketinden bir sonuç alınmamıştır. Kriz sırasında 24 Ocak 1980 Kararları ve 12 Eylül 1980 darbesi gelmiştir. 8-9 Ağustos 1989’de Türkiye’nin küresel sermayenin serbest dolaşım rejimine dahil olmasından sonra ekonomi 1991’de resesyon, 1994’te ağır bir kriz yaşamıştır.
Devam eden ekonomik dengesizliklere, 1998 Rusya Krizi’nin ve 1999 İzmit Depremi’nin olumsuz etkileri eklenince 1999 yine kriz yılı olmuştur.
2000 Kasım ayında ekonomiyi yoklayan kriz 2001 Şubat ayında iyice ağırlaşmıştır. 2001 Krizi sırasında alınan 14 Nisan 2001 paketi iyi sonuç vermiş ve ekonomi 2003’den itibaren iyileşmeye başlamıştır. Türkiye’deki 2009 Krizi ise dünya ülkelerinde yaşanan Büyük Finansal Kriz’in etkisi ile ortaya çıkmıştır. 2018 ve 2019 yıllarında ise ekonomi yavaşlamıştır.
Ekonomik kriz dönemlerinde artan işsizlik, pahalılık ve çözümsüz görünen sorunlar insanların ruhsal durumunu olumsuz etkiler, çözümsüzlükler insanları ve ülkeyi yönetenleri bunaltmaya başlar. Bu problemli dönemin bazen “bunalım” olarak adlandırılması da bu çaresizlik ortamını yansıtır. Ancak kamuoyunda kalp krizlerini ve sinir krizlerini çağrıştıran “kriz” kelimesi daha yaygın olarak kullanılmaktadır. 1950’ye kadar bu tür durumlar için “buhran” kelimesi kullanılmaktaydı.