Konut Krizi: Yeni Ekonomide Barınma

Ekin Al
Ekin Al Yeni Bir Ekonomi

Uzun süredir insan hakları ihlallerini gezegensel sınırlar içerisindeki bir yeni ekonomi perspektifinden, topluluk yaklaşımıyla anlamlandırmak üzerine düşünüyorum. Tam da bu noktada büyük bir insan hakları ihlali olan barınma krizini finansı dönüştürmeden çözemeyeceğiz. Tam da bu sebeple Dark Matter Labs’den kocaman alıntılarla ve fikirle bu yazıyı yazıyorum.

Bugün tüm dünyada kentlerimiz, bir avuç yatırımcının ve finans kuruluşunun kâr hırsıyla şekillenirken, milyonlarca insan için barınma giderek erişilemez hale geliyor. Evsizliğin arttığı, konut fiyatlarının spekülatif piyasalar tarafından şişirildiği, mülk sahibi olmanın neredeyse bir piyango kazancına dönüştüğü bu küresel sistemde, barınma hakkı nasıl savunulabilir?

Cevap basit değil, ama net: Finansal sistemin mantığını kökten değiştirmeden, kimse için adil bir barınma modeli yaratamayız.

Konut Piyasası: Kimin İçin, Kimin Aleyhine?

Bugün konut fiyatlarını kim belirliyor? Belediyeler, yerel esnaf, okullar, parklar, ulaşım altyapısı gibi kamusal yatırımlar, aslında bir bölgenin değerini artıran temel unsurlar. Fakat bu değer, çoğunlukla özel mülk sahipleri ve yatırımcılar tarafından kâr amacıyla gasp ediliyor. Kamusal kaynaklarla yaratılan bu servet, kamunun elinden alınıyor.

Kâr için yapılan konut yatırımları, fiyatları yükseltip insanları yaşadıkları yerlerden sürerken, devletler bu spekülatif oyuna müdahale etmek yerine, bankaların ve büyük yatırımcıların çıkarlarını koruyor. Bu, adil bir düzen olabilir mi?

Alternatif Ne? Finansal Sistemi Bozmak!

Mevcut sistemin kurallarına göre oynarsak, ancak mevcut sonuçları alırız. Oysa bizi bu krize sokan şey, tam da barınmayı yatırım aracı haline getiren bu sistemin kendisi. Bu yüzden çözüm, alternatif barınma modelleri geliştirmekten ve özellikle de finansal sistemi dönüştürmekten geçiyor.

Bir evi piyasadan alıp kolektif mülkiyete nasıl devredebiliriz? Spekülatif ranttan nasıl kaçınabiliriz? Konut finansmanında nasıl daha adil modeller yaratabiliriz? Dünyadan bazı radikal fikirler:

  • Kâr Amacı Gütmeyen Konut Modelleri: Bir evin mülkiyetinin, yalnızca orada yaşayanlar tarafından yönetilen kolektif yapılara devredilmesi. Tıpkı bazı Avrupa şehirlerinde uygulanan “kiracı sendikaları” gibi.
  • Dayanışma Finansmanı: Geleneksel bankacılığın yerine, kredi birlikleri, etik bankalar ve doğrudan topluluk finansmanı ile konut projelerini destekleyen sistemler geliştirmek.
  • Yeniden Dağıtım Mekanizmaları: Konut projelerinden doğan fazla gelirlerin, yeni konut projelerini desteklemek üzere ortak bir fona aktarılması.
  • Ekolojik ve Sosyal Adalet Temelli Yatırımlar: Bankalar ve kalkınma kuruluşları, yalnızca ekonomik kâr beklentisiyle değil, sosyal ve ekolojik kazanımları önceleyen finansman modelleri geliştirmeli. Bu Bir Ütopya Değil! Dünyanın dört bir yanında, bu fikirleri hayata geçiren topluluklar var. Almanya’da Mietshäuser Syndikat, evleri kolektif mülkiyete geçirerek, onları piyasadan koruyor. Belçika’da Community Land Trust modeli, düşük gelirli ailelerin ev sahibi olmasını sağlarken, spekülatif fiyat artışlarını engelliyor. Dünyanın farklı yerlerinden home.earth’ün sesleri duyuluyor.

Peki, biz neden hâlâ büyük yatırımcıların insafına kalmış durumdayız?

“Kendi yaşadığım yerde adil bir barınma modelinin mümkün olması için ne yapabiliriz?” sorusunu daha çok sormamız gerekiyor. Yerel yönetimlerden inşaat şirketlerine, alternatif finansman modellerinden kolektif mülkiyet projelerine kadar birçok farklı araç elimizde. Ama bunlar, yalnızca biz onları talep edersek hayata geçebilir.

Bugün dünyada kira ve konut fiyatlarıyla ilgili kim karar alıyor? Buna nasıl müdahale edebilirsiniz? Şehrinizde bir topluluk destekli konut girişimi var mı? Yoksa, bir tane başlatmak için kimlerle birlikte hareket edebilirsiniz?

Konut hakkı, piyasanın insafına bırakılacak bir mesele değil. O halde, şimdi harekete geçme zamanı!

 

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?
Yorum yapmak için tıklayınız
Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Exit şart mı? 03 Mart 2025
Peki şimdi ne olacak? 27 Ocak 2025
Duvarlar ve sınırlar 23 Aralık 2024
Distopyadan ütopyaya! 25 Kasım 2024