“2053 Net Sıfır” hedeflerindeki derin çelişki: Termik Santraller

Serkan Aksüyek
Serkan Aksüyek Serbest Kürsü

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın yayınladığı Ulusal Enerji Planı’nın üzerinden iki yıldan fazla süre geçti. Planda yenilenebilir enerjiye yönelik iddialı ve moral veren hedefler ortaya koyulmuş, bu hedefler 2024 yılı Ekim ayında yapılan revizyon ile dikkat çekici ölçüde artırılmıştı.

Sözgelimi… İki yıl önce, 2035 yılı için öngörülen rüzgâr ve güneş enerjisi kurulu güç toplamı 85 bin MW seviyesinde iken, geçen Ekim ayında bu toplam kurulu güç hedefi 120 bin MW’a çıkarıldı. Ancak planın ruhu, Türkiye’de kömüre yatırımın da devam edeceğini gösteriyor. Türkiye’nin belirlediği “Net Sıfır Emisyon” hedefi kapsamında, 2053’te elektrik üretiminin yüzde 69.1'inin yenilenebilir kaynaklardan, yüzde 29.3'ünün ise nükleerden karşılanması planlanıyor. Ancak planda kömürden çıkışa dair net ve açık bir ifade ya da öngörüye yer verilmiyor.

Türkiye’nin Şubat sonu itibarıyla 116 bin 567 Megavat (MW) olan toplam kurulu gücü içerisinde, ithal ve yerli kömürden enerji üretiminin payı yaklaşık yüzde 20 ile 22 bin MW seviyesinde. Planda, 2035 yılına kadar bu mevcuda ilave olarak 3 bin 200 MW büyüklüğünde yeni kömürlü termik santral yatırımı öngörülüyor.

 

Enerji sektöründeki dedikodu

 

“Bu ne perhiz” dedirten hedeflerde, mantık olarak termik santrallerin kullanım oranının ve elbette kurulu güç seviyesinin giderek düşmesi gerekirken, sistemde ekolojik ve ekonomik yükü büyük olacak bu yatırımların neden ısrarla yapılmak istendiği, askıda kalan soru işaretini oluşturuyor.

Bir diğer çelişki ise şurada: Kömür santrallerinin sistemden zamanla çıkmasının mı planlandığı yoksa bu santrallerin teşviklerle rezervde tutulmasının mı öngörüldüğü tam olarak anlaşılmıyor. Kömür madenciliğinin yapıldığı illerde yüz binlerce vatandaşın geçim kaynağı düşünülerek mi bu hedeflerin yapıldığı sorusu da insanı düşündürüyor. Türkiye’nin yenilenebilir kaynak potansiyeli adeta göz kamaştırırken, 2022 yılında, ithal kömür kaynaklı bin 380 MW gibi devasa bir kurulu gücün devreye alınması izaha muhtaç bir durum.

 

Biraz da dedikodu yapalım mı?

Enerji sektörü profesyonelleri arasında, bu sıçramanın nasıl olabildiğine yönelik gerekçelerde ise rivayet muhtelif. Akla en yakın önerme, Ukrayna Savaşı sonrasında ekonomik ambargo altında olan ve dünyanın en önemli kömür üreticileri arasında yer alan Rusya’nın kömürlerini, bizim santrallerde yakmak için dünya fiyatının çok altında satın aldığımız (ya da devlet gücü ile aldırdığımız) yönünde.

Bu alışverişin, yaklaşık 45 milyar dolarlık doğalgaz borcu ertelenen BOTAŞ’ın durumu gözetilerek yapıldığı da konuşulan kulis bilgileri arasında…

Bizden yazması…

 

Nükleer enerji "temiz enerji" mi?

 

Yenilenebilir enerji sektörünün gündeminde bu aralar çok sık nükleer enerjinin sözü ediliyor. Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında enerji bağımsızlığının önemini anımsayan Avrupa’nın pek çok ülkesinde nükleer enerji santrallerinden vazgeçiş planları ileri tarihlere erteleniyor.

Hatta Avrupa Birliği dokümanlarında nükleer enerjinin “yenilenebilir ve temiz enerji” kategorisinde tanımlanması, tartışmaları daha da alevlendiriyor. Örnek mi? Finlandiya…

Çevreye verdiği önemle tüm dünyanın gıpta ile izlediği ülkede, Avrupa'nın en büyük nükleer güç santrali “Olkiluoto 3” geçen yıl devreye alınmıştı. 1600 MW kurulu gücündeki santralin 2009 yılında faaliyete geçmesi planlanırken, artan inşaat maliyetleri nedeniyle bu süre sürekli ertelenmişti. Reaktör işletmecisi Teollisuuden Voima (TVO), ünitenin Finlandiya'nın elektrik ihtiyacının yaklaşık % 14'ünü karşılamasının beklendiğini ve en az 60 yıl faaliyette olacağını belirtti. Santrali Fransız ve Alman konsorsiyumu Areva-Siemens’in inşa ettiğini de hatırlatalım.

Bizim Ulusal Enerji Planı’nda ise 2053 yılı “net sıfır” hedefine ulaşmada nükleer enerjiye çok önemli rol biçiliyor.

 

2050’de 20 bin MW nükleer

 

2035 yılına kadar Akkuyu Nükleer Santrali'ne ek olarak onunla aynı büyüklükte Trakya’da ve Sinop’ta iki nükleer santralin daha devreye alınması, toplam kurulu gücün 7 bin 200 MW ulaşması planlanıyor. Bu alanda, an itibarıyla Rusya’ya yüzde 50’nin üzerinde bağımlı olan Türkiye’nin, doğalgazdan sonra nükleer enerjide de yeni bir bağımlılık zinciri kurmasının altındaki mantık, sektör mensuplarınca tam olarak anlaşılabilmiş değil.  

Bir ince detay da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul Enerji Forumu’nda yaptığı konuşmada gizli…Erdoğan Türkiye’nin nükleer enerji kurulu gücünün “2050 yılında 20 bin MW seviyesine yükseleceğine” dikkat çekiyor. Bu bilgi şunun için önemli: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından tüm dünyaya duyurulan Ulusal Enerji Eylem Planı’nda Türkiye’nin nükleer enerji kurulu gücünün 2035 yılında 7 bin 200 MW seviyesinde olacağı belirtilmişti. Cumhurbaşkanının açıklamasından, 2050 yılına kadar Mersin Akkuyu’daki Nükleer Güç Santrali’nin dışında iki farklı NGS’nin daha devreye alınacağı anlaşılıyor.

Sadece güneş ve rüzgâr enerjisinden “en az dört Türkiye’nin enerjisini karşılamak” mümkün iken… Kaynağı dışa bağımlı, atığı da baş belası olan nükleer enerjinin risk seviyesini “Ha mutfaktaki tüp ha nükleer santral” seviyesine indirgeyen Türkiye’nin doğru iş yaptığına tam emin olması gerekiyor.

Bizden yazması…

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?
Yorum yapmak için tıklayınız
Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar