Geleceğin güven altına alınmasını, kadınların konumu belirleyecek

Zihinsel emek açısından baktığımızda, “kadının yaşamın her alanında olması gereken yerde ve olması gereken nicelik ve nitelikte konumlanması” sağlanmadan uzun dönemli geleceği güven altına almak mümkün olmayacak. Kadının geçim örgütlenmesindeki konumuyla ilgili genellemeyi doğrulayan bir örneği paylaşmak için endüstriyel baskı konusunda lider EFİ Regiani’nin Türkiye Sorumlusu Serra Saatçıoğlu Yıldız’la iş yönetiminin değişik yönlerini sorguladık.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Geleceğin güven altına alınmasını, kadınların konumu belirleyecek

RÜŞTÜ BOZKURT

NASIL?

Bu satırları yazdığım sırada Türkiye İş Bankası Kültür YayınlarınınKılavuz” kitaplar serisinde yayınladığı, John A. Mattehews ve David T. Herbert’in “Coğrfaya” kitabını okuyordum. Özellikle “beşeri coğrafya” bağlamında dünyayı anlamak için insanlığın yarısı olan “kadının yaşam örgütlenmesindeki yerini” bir kez daha düşündüm. Yerleşik tarım ekonomisi başta insan olmak üzere “organik enerjiye” dayanıyordu. Sanayi Devrimi ise inorganik enerjiye dayanması nedeniyle “insanın kol gücünün uzantısı” olarak daha geniş coğrafyalara erişebildiği için “geçim ekonomisinin yapısını, işlevini ve kültürünü” değiştirdi.” Bilgi ekonomisi” ise makine-öğrenimi ve yapay zekâ potansiyeli dikkate alındığında “insanın zihin gücünün uzantısı” olacak. Ekonomiye yön veren “üretim güçlerinin” oluşturup olgunlaştıracağı “yeni geçim örgütlenmesini” anlamak ve anlamlandırmak hayati önemi olan bir konu. Bu alanda açık olan husus, toplumların “ortak zihinsel etkinliğinin” geleceği belirleyen en etkin güç olacak. Zihinsel emek açısından baktığımızda, “kadının yaşamın her alanında olması gereken yerde ve olması gereken nicelik ve nitelikte konumlanması” sağlanmadan uzun dönemli geleceği güven altına almak mümkün olmayacak. Kadının geçim örgütlenmesindeki konumuyla ilgili yaptığımız genellemeyi doğrulayan bir örneği paylaşmak için EFİ Regiani’nin Türkiye Sorumlusu Serra Saatçıoğlu Yıldız’la görüştük.

Zamanın ruhu neleri öne çıkarıyor?

Serra Saatçıoğlu Yıldız’a yerelden küresele taşınmış bir şirketin (kutu içindeki şirket kimliği anlatılan)Türkiye sorumlusu olarak, zamanın ruhunun hangi somut gündemi öne çıkardığını sorduk: “ İklim değişikliğinin yarattığı ve giderek kıt kaynaklardan biri haline gelen ‘su sorunu’ ve ‘su kaynaklarının etkin yönetimi’ gündemimizdeki en önemli konu. Su sorununun bir başka boyutu, makine-öğreniminin yeni ufuklara taşıdığı inorganik zihnin, bağlantı, iletişim-etkileşim, rekabet ve işbirliklerinin yerelden küresele taşınmış olmasının var olmanın gerek şartı haline getirdiği ‘ sürekli inovasyon”. Bizim temel işimiz baskı. Su bazlı baskı, UV baskı ve dijital baskıda gelişmeleri hep ‘tasarruf’ odağından bakarak geliştiriyor ve paydaşlarımıza sunuyoruz. Çünkü uğraş alanımız olan tekstil kimyasalları, boya kimyasalları sürekli gelişen iş alanı. O nedenle EFİ yatırımlarını bu alana yapıyor. İster doğal gelişmeler odağından bakalım, isterse insan yaratıcılığının ürünü olsun, zamanın ruhunu iyi okuyarak pozisyon belirlemezsek geleceği güven altına alamayız” diyor.

Yıldız’a, Türkiye’nin içinde bulunduğu sektör açısından hangi üstünlükleri olduğunu sorduğumuzda da, “Küresel pazarda var olmanın ve varlığı korumanın temelinde uygun kalite ve maliyet vardır. Türkiye özellikle tekstil alanında kalite ve maliyette belli bir yere gelmiştir. Ülkemizin bugün ulaştığı düzeyi yakalaması için uzun yıllar bedeller ödenmiştir. Geldiğimiz noktada kalite ve maliyet açısından dünyanın önemli ülkelerinden biri olabilmiştir. Türkiye’nin bir ‘tekstil merkezi’ olduğunu söylemek abartılı bir değerlendirme değildir. Bizim grubun konumu açısından bakarsak, ürettiğimizin yüzde 90’ını 18 ayrı ülkeye ihraç ediyoruz. İhraç ettiğimiz ürünlerin birim maliyeti 12 Euro. Satışlarımızı 2 bin 500 tondan 3 bin tona çıkarmayı hedefliyoruz. Bütün bunlar ülkemizin potansiyelini, gücünü ve iyi yönetilirse ulaşabileceği hedefleri belirleyen hususlar. Sezar’ın hakkını Sezar’a verelim; enerji maliyetleri açısından rakiplerimize karşı uzun süreli bir istikrarı da unutmayalım. Türkiye’nin dünyanın en büyük pazarlarından biri olan AB ülkelerine coğrafi yakınlığını nasıl bir ‘rekabet kaldıracı’ yapabileceğimizi hep birlikte sürekli ve dinamik değerlendirme ile anlaması ve anlamlandırması gerek. Kültürel açıdan da AB ülkelerine yaklaşan ve ayrışan yönleri iyi bilerek ona göre bir uzlaşma dili geliştirmek hepimizin yararına. Değişen teknolojik gelişmeler ve özellikle ulaşımda akışları hızlandıracak dinamik bir lojistik planına sahip olmak, sürekli yenilemek ve uyumlandırmak da gözden ırak tutulmamalı” değerlendirmesini yapıyor.

“Yüksek katma değer” sözünün arkası

Deneyimli iş kadınına ülkemizde hangi engelleri gözlemlediğini sorduğumuzda da net yanıtlar veriyor: “Birincisi, makro iktisadi istikrarsızlığın yarattı karışıklık ve karmaşanın belirsizlikleri alabildiğine artırması, öngörebilme ve önlem almanın güçleşmesi, bütçe kontrolleri ile gözetim ve denetimin yapılmasında karşılaşılan güçlükleri sayabilirim. İkincisi, birincisiyle bağlantılı olan yüksek enflasyonlu ortamın yarattığı güçlükler. Sadece kalite, maliyet ve fiyat dengeleri açısından değil, toplumsal ahlak açısından da sorunlar yaratan bir durum. Üçüncüsü, yakın çevremizdeki jeo-politik istikrarsızlığın yarattığı kaygı ve korkuların insanların alış-veriş ve yatırım kararlarını etkilemesi. Bizim coğrafyamızda Rusya-Urayna, Hamas- İsrail savaşları ve Suriye’deki yeni durumu dikkate almadan iş yapamayız. Dördüncüsü, yüksek katma değerli ürünlere geçiş yaparak küresel pazarda sürdürülebilir konumlanma yapabilme. Ülkemizin küresel ölçekte bir ‘tedarikçi ülke’ olduğunu biliyor; bununla da övünüyoruz. Burada temel ölçü gelişmiş ülkelerin bizimle aynı ürünleri ihraç etmedeki birim fiyatıdır. Biz 12 Euro ortalama fiyatla satış yaparken, rakiplerimiz 22 Euro fiyat alabiliyorsa, bizim akıllı ihtisaslaşma yoluyla aynı düzeyi yakalamamız gerekiyor. Rakiplerimizle karşılaştırma yaparak onları en kısa yoldan yakalamanın yolu ‘ölçeklendirilmiş, süreleri belirlenmiş, etki gücü hesaplanmış teşvik sistemini’ oluşturmak, olgunlaştırmak, uygulamak, sorgulamak ve kendini sürekli yeniden üretmesini sağlayarak ilerlemektir. Beşincisi, işgücümüzün verimi iyi olsa da, otomasyon ve otonom uygulamaların hızla devreye alınabilmesi, işgücü devir hızlarının azaltılması da gerekiyor. Altıncısı, sektörün otuz yıllık birikimi, oluşturduğu know-how ve kalite düzeyi gelişmiş ülkelerle eş düzeyde. Bizim üretim alanımızda ülkemizin oluşturduğu ekosistemin asalak unsurlarını tasfiye etme, gelişme potansiyellerini iyi değerlendirmek de gerekiyor. Bir başka boyut, tekstil bazı alanlarını zimnen terketme kararı verilmiş gibi gözüküyor; bunun çok açık bir geri çekilme stratejisi ile tanımlanması hepimizin, herkesin beklentisi ve hakkı.”

“Çin Faktörü” değerlendirmesi

İşlerimizi nasıl yapmamız gerektiğinin izini sürerken, jeo-politik ve jeo-ekonomik, jeo-kültürel bağlamı dikkate almak önemli. Bu bağlamda değerlendirdiğimizde, yükselen güç “Çin faktörü” hakkında ne düşündüğünü Serra Saatçıoğlu Yıldız’a da yöneltiyoruz. Şöyle yanıtlıyor:

1- Çin’de iyi planlanmış, yerel ve küresel bağlamda sağlıklı veriler, gerçekliğe uygun varsayımlarla kurgulanmış modellerle geliştirilmiş ‘net stratejiler’ sürekli güncelleştirilerek yürürlüğe konuyor; uygulamalar yakından izleniyor; geribildirimler alınarak sapmalar düzeltiliyor ve sürekli ilerleme güven altına alınıyor.

2- Devlet teşvikleri dünya, ülke, bölgeler ve sektörler bağlamında ele alınıyor: Var olan koşullar nesnel biçimde değerlendiriliyor; öngörülenler ile uygulamalar arasında sapmalar anında düzeltilerek zaman, emek ve para kayıpları minimize ediliyor.

3- Çin ‘ölçek ekonomisinin kazançlarını’ iyi değerlendiriyor; iç pazarın büyüklüğü kadar erişilebilir küresel pazarları da dikkate alarak üretimini geliştiriyor.

4- Çin’de kalite yaklaşımı ders alınacak kadar önemli. Büyük bir hızla kaliteyi geliştirerek, küresel ölçekte eşdeğer kaliteye ulaşılıyor.

5- Çin devletlerarasında ikili anlaşmalar yaparak vergi ve diğer ticari engelleri dengeliyor.

6- Çin’in “inovasyon hızı kadar kurumsal inovasyonla sürdürülebilirlik sağlama politikaları da çok etkili. Bizim eriştiğimiz bilgilere göre gelirlerin üçte birini Ar-Ge, inovasyon ve tasarıma yatırılan ülke haline gelmiş durumda.

NASIL? Sayfasında değerlendirdiğimiz insanların jeo-politik gelişmeler, ulus devlet hükümetlerinin kararları, işgücü hareketleri, nüfus oluşumları, gelenek-göreneklerin olanak ve kısıtları, teknolojik gelişmelerin üretim ve ticaret üzerindeki etkilerini soruyor; değerlendirmelerin alıyoruz. Bu sayfada düşüncelerini paylaştığımız insanların “öznel değerlendirmelerinin” karşılaştırılması “eğilimleri” kavramamıza yardımcı olabilecek nitelikte. Başka pencerelerden bakanların, değişik sentezlere ulaşması olağan bir durum… Önemli olan, eğilimler baskın hale gelmeden onları kavrak, fırsatlarını en üst düzeyde değerlendirirken, tehlikelerini en düşük düzeyde savuşturmak.

İşlerimizi nasıl yapacağımız da önemli olduğu kadar, sorun olarak tanımladıklarımızı nasıl aşacağımızı da netleştirmemiz de önemli. O nedenle deneyimli insanlarımızın değerlendirmelerini paylaşırken, “ Siz yetkili“ olsaydınız, hangi önceliklere özen gösterirdiniz?” sorusunu da yöneltiyoruz.

Sorunları çözmede “öncelikleriniz” neler olurdu?

Semra Saatçıoğlu Yıldız sorunları çözmek için önceliklerini şöyle sıralıyor:

1- Çin gibi açık ve gizli korumalarla damping yapan, serbest ve adil piyasa koşullarını bozan, haksız rekabet yaratan ülkelerin iş insanları ile benim ülkemin iş insanlarının “şans eşitliğini” koruma konusunda devletin kolektif gücünü etkin biçimde kullanırdım. Doğru “ekonomik istihbarat” alır; değerlendirir; gelişmeler içinden çıkılamaz hale gelmeden önleyici mekanizmaları işletirdim.

2- Verimlilik ve etkinliğin bir numaralı aktörü insan. İleri düzeyde uzmanlaşmış insan kaynağı arzını büyütmek ve kesintisiz sürdürmek için eğitim seferberliği ilan eder, öğretici kalitesinden iş başında yetişmiş ara eleman ve mühendis eğitimini yeniden ele alırdım.

3- Geleceğin rekabetinin “zihni-temelli” olduğunu hiç unutmadan, Ar-Ge, inovasyon, tasarım, sosyal becerileri geliştirerek etkin pazarlama alanlarında rakiplerle eş düzeyi yakalama, bir adım öne geçerek belirleyici olma stratejisi belirler; uygular ve sorgulayarak kesintisiz gelişme yaratırdım.

4- Ülkemizin konumunu dikkate alarak, ‘lojistik avantaj’ oluşturmak için bugüne kadar yapılan ana planları gözden geçirir; yeni koşulları değerlendirir; yeni ve dinamik bir planla altyapıları oluşturur; mevcut altyapıları ıslah eder ve değere dönüşmesini sağlayan uygulamaları desteklerdim.

5- Ticaret güvenin kaynağıdır. Ticarette güvene dayalı ilişkileri olgunlaştırarak geliştirmek için geçmiş varsayımları ciddi biçimde sorgulardım. Ortak stratejileri, ortak dil ve anlatımla destekler, ortak algıları pekiştirir, ortak model ve metotları sürekli yenileyerek rakiplerimizden bir adım ileride olabilmenin gerek şartları ile yeter şartlarını oluşturur, olgunlaştırır ve çoğaltırdım.

6- İhracatın değerini bütün yönleriyle kavramak ve kitle desteğini arkamıza almak için ‘sektör bazlı’ analizler yapar, zihni netlik sağlar ve politikalar üreterek ödünsüz uygulamalara yer verirdim.

7- “Üretimde ithalat bağımlılığını” azaltmak, “ dayanıklı tedarik zinciri oluşturmak” ve ülkenin yararlarını en yükseğe çıkarmak için enstitüler gibi kurumsal yapılar aracılığıyla gelişmeleri izler; gözetler, denetler, sapmaları düzeltir ve kendini yeniden üreterek geleceği güven altına almanın ya yollarını bulur ya da yeni yollar oluştururdum.

EFİ’nin kısa kimliği

- EFI Reggiani, analogdan dijital görüntülemeye dönüşümde, endüstriyel baskı sistemleri alanında liderlik eden küresel bir teknoloji şirketidir. Endüstriyel dijital baskı sistemleri için elektronik/mekanik üretim, dijital yazılım ve iş akışı çözümleri sağlayıcısı olan EFI kullanıcılarına; tekstil baskı sistemleri, yazılım, mürekkep, kimyasal ve teknik servisin birleşimi olan eksiksiz bir eko sistem sunmaktadır.

- Efi Reggiani, teknik baskı ve yazılım bilgisini, tekstil baskı alanında uzun yıllara dayanan kapsamlı tecrübesiyle birleştirmektedir.

- Electronics for Imaging, Inc. (EFI) 1988 yılında kuruldu ve 2019 yılında New York merkezli Siris Capital Yatırım Fonu tarafından satın alındı. EFI, ana merkezi Silikon Vadisi Kaliforniya’da olup, dünya çapında 2.100 çalışanı, yıllık 1 milyar ABD Doları cirosu ile alanında liderlik eden bir teknoloji şirketidir. Amerika Birleşik Devletleri, İsrail, İtalya, İspanya, Türkiye, Çin ve Birleşik Krallık’ta bulunan sekiz ana üretim tesisi de dahil olmak üzere 10 ülkede önemli operasyonları mevcuttur.

- EFI; tekstil, reklamcılık, ambalaj, seramik, sağlık ekipmanları alanlarında faaliyet gösteren endüstriyel baskı sistemleri ve yazılımları ile bu sistemlerde kullanılan kimyasallar ve dijital üretim sürecini dönüştüren iş akışı teknolojilerini geliştirmektedir.

Bursa Serbest Ticaret Bölgesi’nde bulunan şirket dijital tekstil baskıda; rekabetçi, yüksek kaliteli mürekkep ve kimyasallar üretmekte ve dünyanın önde gelen tekstil üreticileri ile işbirliği yapmakta.

Güçlü ticari faaliyetleri sayesinde Efi Reggiani;

Türkiye, Pakistan, İspanya, İtalya, Almanya, İngiltere, Portekiz, Fransa, Almanya,

Polonya, Arjantin, Brezilya, Güney Kore, Çin, Endonezya, Bangladeş ve Hindistan’da önemli bir varlık oluşturmuş ve satışlarının büyük çoğunluğunu ihracat olarak gerçekleştirmekte.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?
Yorum yapmak için tıklayınız
Ekonomi