12-13 Aralık 2002, Kopenhag… Yeni kurulan AK Parti Hükümeti’nin Başbakanı Abdullah Gül, AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, Türkiye için kritik önem taşıyan “Avrupa Birliği Kopenhag Zirvesi”nde yerini almıştı.
Kıbrıs sorunu nedeniyle zirve gergin geçiyor, Danimarka’nın başkenti Kopenhag, sıkı müzakerelere sahne oluyordu. Zirvenin ilk gününün (12 Aralık 2002) akşamı AB Dönem Başkanı, Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen gazetecilerin karşısına geçip AB adına Türkiye’ye ilişkin alınan kararı açıkladı:
- Türkiye, Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirdiğinde üyelik müzakerelerine başlanacaktır.
Toplantının hemen ardından Ruşen Çakır ve Zeynel Lüle ile durumu değerlendiren Ahmet Sever’in telefonu çaldı. Arayan Başbakan Abdullah Gül’dü:
- Ahmet, kararı nasıl buldun? Bir de senin görüşünü sorayım dedim.
Sever, düşüncesini Başbakan Gül’le paylaştı:
- Efendim bugünün koşullarında bundan daha iyi bir karar çıkması mümkün değil. Bence bu bir başarı.
“Ancak bir noktaya takıldım” diyerek sürdürdü:
- “Türkiye, siyasi kriterleri karşıladığında müzakereler başlayacak” deniyor. Buraya, “derhal başlayacaktır” gibi daha bağlayıcı bir ifade koydurabilirseniz harika olur.
Gül, Sever’in önerisini hemen not etti:
- İyi fikir. Tekrar konuşuruz.
Ertesi gün. Gül, Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Almanya Başbakanı Gerhard Schröder arasında dörtlü zirve vardı. Bu zirveden sonra Başbakan Gül basın toplantısı düzenleyecekti.
Gül, dörtlü zirvenin ardından basın toplantının gerçekleşeceği salona doğru yürürken Ahmet Sever yanına yaklaştı. Gül, Sever’in kulağına eğildi:
- O ifadenin Türkiye’ye ilişkin karara dahil edilmesini talep ettim. Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer’i diğer üye ülkelerle istişare için görevlendirdiler. Şu anda pazarlıklar sürüyor.
Gül, basın toplantısında Türkiye’nin AB’nin önerisine tepkisiyle ilgili soruları geçiştirmeyi yeğledi. AB kulislerinde yürütülen müzakereleri olumsuz etkilemek istemiyordu.
Mehmet Ali Birand, ısrarla sordu:
- Karardan tatmin oldunuz mu, olmadınız mı?
Ahmet Sever, Birand’ın yanına gitti:
- Abi, daha fazla üstüne gitme. Müzakereler sürüyor. Metin daha iyi hale gelebilir…
O gün akşamüzeri Başbakan Gül, Sever’i tekrar aradı:
- Tamam Ahmet, oldu. “Derhal” yerine “Gecikmeksizin” ifadesi karara dahil edildi. İlk sana haber vereyim dedim.
Sever çok mutlu oldu. Kendisi haberin bir parçası haline geldiği için aynı grupta görev yaptıkları Zeynel Lüle’ye bilgiyi verdi:
- Koş, haberi CNN Türk’te son dakika olarak ver…
Haber çok ses getirdi. Söz konusu ifade AB ile müzakerelerin başlaması sürecinde, Türkiye’nin elindeki en önemli baskı unsurlarından biri oldu.
Sever, Kopenhag’da Başbakan Gül’le özel röportaj yapmak peşindeydi. Konakladıkları Hilton Oteli’nde aynı anda asansöre bindi. Asansörde Yaşar Yakış ve Ömer Çelik vardı.
Başbakan Gül, Yakış ve Çelik’e Sever’i işaret etti:
- Biliyor musunuz? Bugün bildiriye sokturduğumuz ifade Ahmet’in fikriydi…
Milliyet’in önceki yayın yönetmenlerinden Derya Sazak, önceki akşam ortak yazışma gruplarından birinde üzücü haberi verdi:
- Ahmet Sever’i kaybettik…
Ahmet’le 1987-1992 yılları arasında Milliyet Gazetesi Ekonomi Servisinde çalıştığım dönemde tanıdım. Ahmet o dönemde Milliyet’in Brüksel Temsilcisi idi.
Daha sonra 12 yıl Başbakan, Dışişleri Bakanı, Cumhurbaşkanı olduğu dönemlerde Abdullah Gül’ün danışmanlığı görevinde bulundu. Gazetecilikte olduğu gibi, o görevlerinde de farkını ortaya koydu.
Sever, Gül’ün Cumhurbaşkanlığı dönemi seyahatlerinde basınla ilgili başdanışman olarak hep meslektaşlarının, yani gazetecilerin yanında durdu, işlerini kolaylaştırdı.
Vefat haberini alınca Ahmet’in iki kitabını elime aldım:
12-13 Aralık 2002’deki AB Kopenhag Zirvesi öyküsünü “Abdullah Gül ile 12 Yıl” kitabında yeniden okudum…
Allah rahmet eylesin sevgili Ahmet…
Mekanın cennet olsun…
O dönemde CNN Türk’te çalışan Ahmet Sever, 12-13 Aralık 2002’de Danimarka’nın başkentinde gerçekleşen “AB Kopenhag Zirvesi” sırasında Başbakan Abdullah Gül’le yapamadığı özel röportaj konusunda işin peşini bırakmadı.
Başbakan Abdullah Gül’ün Aralık ayının son haftasında o dönemde Zafer Çağlayan’ın başkanı olduğu Ankara Sanayi Odası’nda yapacağı konuşmayı izlemeye gitti. Toplantının bitiminde kalabalık arasından sıyrılıp kendini Başbakan Gül’ün görmesini sağladı. Gül, Sever’i görür görmez yanına çağırdı:
- Ahmet, ben de seni arayacaktım, arabaya gelsene…
Başbakan’ın makam arabasına binerken şöyle düşündü:
- Anlaşılan sayın Başbakan benimle röportajı kabul edecek.
Yine de yolda röportaj konusunu açmayı denedi, Gül şu yanıtı verdi:
- Bırak şimdi röportajı. Yanımda olmanı istiyorum.
O an Kopenhag’dan Ankara’ya AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uçağıyla dönüş yolculuğunu anımsadı.
Erdoğan, uçakta gazetecilerin oturduğu bölüme geçtiğinde Sever’le tokalaşırken şu mesajı vermişti:
- Seninle bundan sonra yakın çalışacağız…
Erdoğan’ın sözleri üzerine şöyle düşündü:
- Demek ki Başbakan Abdullah Gül, benim AB metniyle ilgili önerimi anlattı.
Ahmet Sever, 2002 yılı Aralık ayının son haftasında Ankara Sanayi Odası’nın önünde Başbakan Gül’ün makam aracına gazeteci olarak binmiş, “Başbakan Basın ve İletişim Başdanışmanı” olarak inmişti.
Brüksel Üniversitesi Siyasal Bilgiler mezunu olan Ahmet, 1983-1998 yılları arasında Milliyet Gazetesi Brüksel muhabirliği, temsilciliği yaptı.
Mehmet Ali Birand’ın 32. Gün ekibinde yer aldı. BBC Köln ve Almanya’nın Sesi radyolarında çalıştı. 1998’de Türkiye’ye döndü, Milliyet ve CNN Türk’te Haber Müdürü olarak görev yaptı.
2003 yılı Ocak ayında Başbakanlığı döneminde Abdullah Gül’ün basın ve iletişim başdanışmanlığı görevinde bulundu. 2004-2007 döneminde Gül’e bağlı Avrupa Birliği İletişim Grubu başkanlığını yürüttü.
Ahmet Sever, “Abdullah Gül İle 12 Yıl” kitabının “Sonsöz”ünde, söz konusu görev dönemiyle ilgili duygularını şöyle paylaştı: